Nursel Kavlak Gül Röportaj

Merhabalar Nursel Hanım sizi tanıyabilir miyiz? Akademik alt yapınız, sektör geçmişiniz, ilgi alanlarınız nelerdir?

Adana doğumluyum. Ortaokulu ve liseyi Tarsus Amerikan Koleji’nde okudum. Ardından ODTÜ Endüstri Mühendisliği’ne girdim. Ondan sonra Sabancı Üniversitesi’nde yine aynı alanda master yaptım. Ardından P&G’ye girdim. Orada yaklaşık 12 yıl çalıştıktan sonra Novartis’e geçtim, farklı bir sektörde çalışmaya başladım. Novartis’de Türkiye’de ve ardından İsviçre’de çalıştım toplam 4 yıl. Ardından da geçtiğimiz sene ağustos ayında da Microsoft Türkiye’de çalışmaya başladım.

 

Üniversite yıllarında gelecek hedefleriniz ve planlarınız arasında finans alanında çalışmak var mıydı? Şu anda sahip olduğunuz kariyer için o yıllarda özellikle yaptığınız şeyler var mıydı? Sonrasında master yapmanız size neler kattı?

Aslında üniversite yıllarında özellikle ben finans alanında çalışacağım gibi yönlendirme yoktu aklımda. Bunun en büyük nedeni endüstri mühendisliği birçok disiplini bünyesinde barındırıyor, çok farklı alanlarda eğitim alıyoruz. O yıllarda bende en çok yer eden, orda öğrendiklerimi hala kullandığım düşünce sistemimde yeri olan Engineering Economics ve Investments derslerini hatırlıyorum. Onun dışında finansın endüstri mühendisliğinde öğrendiğimiz, sürekli her alanda kullandığımız Optimization, Operation Research, Probability and Statistics derslerini içinde barındırdığını çalışmaya başladıktan sonra gördüm ve fark ettim. Bunları öğrenirken hangi alanlarda kullanıldıklarını çok net bazen göremiyoruz ama iş hayatına girdikten sonra orada öğrendiğimiz konuların, düşünme şeklinin çok net uygulamalarının olduğunu ben şahsen çok net gördüm. Dolayısıyla üniversite yıllarında çok net finans alanında çalışacağım gibir bir şey oyktu aklımda ama geçmişe baktığımda her zaman içinde finans olan konulara ilgim vardı. Hem lisans hem master eğitimimi endüstri mühendisliğinde yaptıktan sonra ilk çalışmaya başladığım alan talep ve arz yönetimiydi. Orada planlama yapıyordum ve bu departman aslında supply chain altında bir görevdi. Dolayısıyla ilk işe başladığımda finans yapmıyordum. P&G’de çalışmaya başlayıp hangi alanlarda hangi işler yapılıyor, hangi departman ne konularda kararlar alıyor bunları gördükten sonra finansın benim ilgi alanlarıma daha yakın olduğunu keşfettim. Bunu aslında çalışmadan görmemiz, öğrenmemiz çok mümkün değil. Stajlar o yüzden çok değerli diyebilirim. Ben stajlarımın hiçbirini finans alanında yapmamıştım. Bir tanesini üretimde yapmıştım ve bir tanesini de Devlet Planlama Teşkilatı’nda analizde yapmıştım. O biraz daha stratejik analiz içeriyor ama birebir finans değil. Dolayısıyla iş hayatındaki uygulamasını çok görmemiştim. İş hayatında çalışmaya başlayınca gördüm ve o şekilde deneyimleyerek tercih ettim diyebilirim.

Üniversiteden mezun olduğumda iş hayatına mı başlayayım yoksa akademik olarak bir yol mu çizeyim konusunda çok net değildim, master bana burada 2 yıl daha süre sağladı diyebilirim. Aslında master yaparken de bir yandan kafamda şekillendiriyordum. Yurtdışında PhD’ ye gitme opsiyonu vardı bir yanda da iş hayatına başlama opsiyonu vardı. Daha fazla kişiyle konuşarak, bu konuda tecrübesi olan insanlara danışarak daha rahat anlama, kendimi tartma ve ne istediğimi şekillendirme şansı buldum diyebilirim masterın kazandırdığı 2 yıl sayesinde.

Procter & Gamble şirketinde uzun yıllar çalıştığınızı görüyoruz. Bu şirkete nasıl yöneldiğinizi burada geçirdiğiniz sürenin size neler kazandırdığını bize anlatabilir misiniz?

P&G kendi sektöründe Türkiye’de de Dünya’da da lider şirketlerden biri. Üniversite yıllarında kariyer fuarı ve kariyer etkinliklerinde tanıma fırsatı buldum. Gerçekten çalışanlarına değer veren, onları geliştiren, yeni mezunlar için güzel fırsatlar sunan bir şirket olduğunu biliyordum. O nedenle burada iş hayatına başlamayı istedim ve iyi ki de bu fırsatı buldum. Benim adıma en güzel başlangıçlardan biri diyebilirim.

 

2017 yılında Procter & Gamble yolculuğunuzdan sonra Novartis ile yola devam ettiğinizi görüyoruz. Geçiş döneminizden bize biraz bahsedebilir misiniz? Bu kadar uzun süre parçası olduğunuz bir şirketten başka bir şirkete geçerken bir alışma süreci yaşadınız mı?

Tabii ki yaşadım. P&G’de 12 yıl çalıştıktan sonra başka bir sektör, başka bir şirket, karar vermek de çok kolay değil. Geçtikten sonra o kültürün içerisinde, o farklılıkları tanımak, anlamak da bir zaman alıyor. Benim aslında bu değişikliği yapma kararım biraz daha benimle ve farklı bir şeyi deneyimleme arzumla alakalı oldu diyebilirim. Şöyle ki 12 yıl bir yerde çalıştıktan, çok güzel ilişkiler kurduktan, çok güzel işler yaptıktan sonra insan kendini gerçekten ait hissediyor. Gerçekten çok güzel ve çok ciddi öğretilerle geçmiş bir süreçti. Yalnız farklı şeyler denemek, farklı yollar görmek, kendi potansiyelimi biraz deneyimlemek için karşıma çıkan Novartis’deki bu fırsatı değerlendirmek istedim. Dışarıya adım atmak her zaman cesaret istiyor, özellikle sevdiğiniz alıştığınız bir ortamdan. Novartis’e geçtikten sonra ilk altı ay içerisinde de sürekli doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım diye muhakeme yapıyordum. Sonuçta hiçbir karar siyah ya da beyaz değil, artıları da eksileri de oluyor. Daha önce bildiğiniz kişileri, sistemleri bırakıp tamemen yeni bir network kurmak, insanları ve sistemleri baştan anlamak, kültürü tanımak tabii ki bir süreç ve zaman alıyor. Ama alışma sürecini geçirdikten sonra bambaşka bir sektörde tekrar öğrenmek insanı gerçekten çok yeniliyor. Bana çok iyi gelen kısmı yeni bir alanda tekar öğrenme sürecine başlamak ve bunu başardığımı görmekti. O açıdan değişiklik yapmak, adım atmak, o sürecin içinden geçmek hiçbir zaman kolay olmuyor ama daha önceden hiç bilmediğimiz bir alanı keşfetmek, yeni insanlar tanımak gerçekten çok keyifli.

 

2021 yılında Microsoft Türkiye CFO’su olarak yeni bir göreve başladığınızı görüyoruz. Bu sürecin nasıl geliştiğinden ve bu pozisyonda bir iş gününüzün nasıl geçtiğinden bahsedebilir misiniz bize? Microsoft gibi büyük bir şirketin bir parçası olmayı nasıl değerlendirirsiniz?

Novartis’teki son rolüm İsviçre Basel’deydi. Orada Novartis global ilaç geliştirme bölümünün bir parçası olarak çalışıyordum. Ailem, eşim ve çocuklarımız Türkiye’deydi. Tam pandemi sürecinden 2020’de İsviçre’de çalışmaya başladım. İlk planımız seyahatli bir sistemimizin olması yönündeydi. Daha önceki dünyada da çok seyahat ediyorduk dolayısıyla evin düzenini ona göre kurmuştuk. İsviçre’deki görevime ilk başladığımda da aklımızdaki plan buydu. Yalnız pandemi olduktan sonra evlerden çalışmaya başladık ve sonrasındaki süreçte de zaten evden çalışmaya devam ettiğimiz için, çocukların okulları da online olduğu için, biz böyle bir düzen kurduk kendimize. Bazı zamanlar Türkiye’de çalışıyorduk bazen eşim çocuklarım da benimle birlikte İsviçre’ye geliyorlardı. Tamamen Türkiye’de çalışmam mümkün değildi vergi kuralları, oradaki oturum izni nedeniyle İsviçre’de de bulunmam gerekiyordu. Böyle bir süreç geçirdik. O süreçte açıkçası fark ettim ki yıllarca çok yoğun çalışma temposunun içerisinde insan fark etmiyor zamanın nasıl geçtiğini özellikle yoğun seyahatlerin ve toplantıların olduğu dönemlerde evde geçen zaman çok az olabiliyor. Pandemi bize bu zamanı tanıdı. O süreçte çok keyif aldığım şeyler yaşadım. Beraber kahvaltı yapmaya, öğle ve akşam yemeği yemeye başladık ve gerçekten o anların ne kadar kıymetli, özel, güzel olduğunu fark ettim. Bunun sonucunda çok yoğun seyahatli dönemin aslında çok zor olduğunu fark ettik ve ya Türkiye’de kalalım ya da hep beraber İsviçre’ye gidelim diye düşündük. Bu süreç içerisinde de Türkiye Microsoft CFO rolü fırsatı karşıma çıktı. Oturup ailecek bu değerlendirmeyi yaptık ve Türkiye’de kalıp bu fırsatı değerlendirmeye karar verdik. Ağustos 2021 itibariyle de bu görevime başladım.

Geçtiğimiz dönem çok yoğun bir süreçti. Ülkemiz için sektörümüz için bütün iş dünyası için çok kolay bir süreç olmadı. Özellikle bütün döviz kurlarının artışı bütün sektörleri olduğu gibi bizim müşterilerimizi, bireysel olarak hepimizi etkiledi. Bu yüzden ilk 8 ayım o süreci yönetmek ve o süreci en doğru adımları atarak atlatmak üzerine kafa yorarak,düşünerek, arkadaşlarımla çalışarak, şirket içinde ve dışında ilgili kişilerle konuşarak nasl işimizi sağlıklı bir şekilde büyüterek hem de müşterilerimize, iş ortaklarımıza destek olabileceğimizi düşünerek geçti. Bir günüm bir günüme benzemiyor çoğu zaman. Genelde odaklandığım şeyler işimizi nasıl geliştirebiliriz, iş ortaklarımıza ve özellikle müşterilerimize nasıl yardımcı olabiliriz, Türkiye’de farklı sektörlerde dijital transformasyonu nasıl şekillendirip yönlendirebiliriz. Günüm bu konularda iş arkadaşlarımla çalışarak, düşünerek geçiyor diyebilirim. Çok farklı projeler üzerinde çalışıyoruz müşterilerimizle. Onların dijital transformasyonunu yönlendirmeyi sağlayabilmek adına. Bu bana şöyle de çok farklı bir haz veriyor: Baktığımızda Türkiye’nin yerine Dünyada CDP si ilk 20’de. Yıllarca ordaydık zaten şimdi biraz alt sıralara gelsek de. Dünyanın en büyük 20 ülkesinden biriyiz. Genç bir popülasyonumuz var. Ülkemizin çok ciddi bir potansiyei olduğunu görüyorum ve biliyorum. Bu potansiyele sahip olan bir ülkenin diğer tarafta dijital alanda, teknolojik alanda maalesef şu anda hak ettiği yerde olmadığını da görüyorum. Sektörlerin gelişimi, teknoloji yatırımlarımız vs diğer alanları da değerlendirdiğimizde ona katkı sağlamak çok keyif verici diyebilirim. Umarım ilerde bu konuda çok daha fazla ilerleyeceğiz ve Türkiye’yi de o potansiyelinin olduğu yerde hep birlikte ulaştıracağız.

 

Kariyerinizle ilgili yaşadığınız zorlayıcı olaylardan ve bunların nasıl üstesinden geldiğinizden bahsedebilir misiniz?

Pandemi dönemini de paylaştım az önce. Bir yandan evlere kapanmak çok kolay değildi. Az önce ailevi olarak bizi nasıl etkilediğinden bahsettim. Bir de iş sürecini de aslında çok ciddi değiştiren, yeni şeyler öğrenmemizi sağlayan bir süreçti. Aslında çok büyük bir test süreci gibiydi hepimiz için online çalışılabiliyor mu çalışılamıyor mu konusunda. Bütün dünya online da işlerin yürüdüğünü gördük. Online olarak yapamayacağımız hiçbir şey yok iş olarak. Her şeyi yürütebiliyoruz, birlikte çalışabiliyoruz. Hatta zaman zaman daha efektif olduğunu da görüyoruz. Daha hızlı toplantılardan toplantılara geçebiliyoruz, yolda vakit kaybetmiyoruz. Sunduğu çok ciddi esneklikler var. Öte yandan şunu da gördük ki insanlar bir arada olmak istiyorlar, ben de aynı şekilde. Online bir odanın içerisinde sadece ekrana bakarak konuşmak çok sürdürülebilir değil. O nedenle bu pandemi sürecinde de yapmaya çalıştığımız zaman zaman ofiste olmasa da iş arkadaşlarımla dışarda buluşmak bir şeyler yapmak, iş için değil ama sadece bir kahve içmek yemek yemek için kampüste buluşmak gibi iletişimi sağlayacak şeyler çok faydalı oluyordu. Şimdi burada da hala bizim ana çalışma mekanımız ev ama yemekleri ve yüz yüze toplantıları, yeni insanlarla tanışmak yüz yüze iletişim kurmak için değerlendirmeye çalışıyorum diyebilirim.

Benim üç çocuğum var ve yaşları birbirine yakın. O süreç kariyeri yönetmek açısından da çok kolay değil. Sürekli bir işe başlayıp ardından hamilelik izni, daha sonrasında işe dönüş sonra tekrar hamilelik, hamilelik izni böyle bir döngü. Ama şunun da altını çizmem gerekir ki şu anda bütün şirketler bu annelik babalık izni süreçlerini çok ciddi düzenlediler. O zamanlarda (2010) dahi P&G’de çok güçlü bir annelik izni sistemi vardı. Ben her birinde o zamanlar farklı işlerde çalışan arkadaşlarım 3 ay 4 ay gibi sürelerde işe dönmek zorunda kalırken çok rahat bir şekilde 6-7 ay annelik izni alabildim. O zaman için harika şartlar ama aslında yeterli değil. Şu an belki ütopik geliyor ama keşke mümkün olsa da anneler 2-3 yıl izin alabilseler ve bu izin onların kariyerinde bir engel teşkil etmese. Yaşadığım zorluğa gelecek olursam ikinci hamilelik iznimden sonra almayı istediğim bir rol vardı yalnız hamilelik izninden döndükten sonra o rol değil başka bir rol bana teklif edildi. En başta istediğim rolü alamadığım için üzüldüm ama sonrasında gördüm ki aldığım bu rolde çok farklı kişilerle tanışma fırsatı buldum hem yurtiçinde hem yurtdışında. Bilmediğim farklı alanları keşfettim, farklı analizler yapma fırsatı buldum. Bu rolü ilk aldığım zaman çok mutlu olmamıştım ama sonrasında tanıştığım farklı insanlar, farklı perspektifler bana çok şey kattı. Bugün bile geriye dönüp baktığımda iyi ki o işi yapmışım, o rolü almışım diyorum. Çünkü kariyer de hayat da farklı şeyleri deneyimlemekten ibaret aslında. Ne kadar farklı işler yaparsak, ne kadar farklı kişilerle tanışırsak o kadar fazla şey öğreniyoruz.

 

ODTÜ’deki eğitim hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Sahip olduğunuz kariyerdeki payı nedir ODTÜ’deki aldığınız eğitimin? O yıllarda kendinizi geliştirmek için özellikle yaptığınız şeyler var mıydı?

ODTÜ’de özellikle endüstri mühendisliğinde çok farklı disiplinlerden eğitim alıyoruz ve bu farkında olsak da olmasak da farklı ve objektif düşünme yeteneğimizi geliştiriyor. Dolayısıyla bunu bir de optimizasyonla birleştiğimizde sadece kariyer için değil günlük hayatta da bir probleme yaklaşma sistemini çok iyi öğrendiğimi düşünüyorum ODTÜ endüstri mühendisliğinde. Çünkü hayat hep aynı şekilde geçiyor: Problem nedir? Ne yapmalıyım? Sonucunda ne bekliyorum? Bu üç adım hangi işi yaparsanız yapın en basit haliyle hep uyguladığımız sistem. Dolayısıyla bana en büyük katkısı bu. Onun dışında ODTÜ tabi ki özgür düşünceyi, bir birey olmayı destekleyen bir okul. Bana da çok katkısı olduğunu düşünüyorum kişisel anlamda. ODTÜ’de çok fazla yerde vakit geçiriyordum ama kütüphanede de çok fazla zaman geçirdiğimi hatırlıyorum. Sadece sınavlara çalışmak için değil, kitap karıştırmak için, oradan farklı kitaplar alıp okumak için. Onda da çok eğlendiğimi hatırlıyorum. Onun dışında sadece bölümde değil bölüm dışında da çok farklı seçmeli dersler sunuyor ODTÜ. Mesela kamu yönetiminden uygarlık tarihi dersi almıştım, o çok keyifliydi. Caz tarihi dersi almıştım. Onlar aslında en başta teknik olmayan popüler seçmeliler olduğu için seçip sonrasında keyif aldığım derslerdi. Böyle düşünürsek sadece akademik olarak değil birey olarak da farklı alanlarda kendimizi geliştirme imkanı sunuyor. Bu da çok önemli. Keşke daha fazla eğilseydim dediğim bir şey var o da  psikoloji. Bunu biraz daha iş hayatına girdikten sonra gözlemledim ve tecrübe ettim. Hayatta kararlar her zaman matematiksel işlemler sonucunda verilmiyor, her kararın içerisinde bir insan var. Orada o insanın geçmişi, beklentileri, hayata bakışı her şeyi devreye girebiliyor. Müşterilerimizin, tüketicilerimizin kararında da aynı şekilde. Dolayısıyla psikolojiden yan dal yapmak ya da dersler almak iyi olabilirdi diye düşünüyorum şimdi geriye dönüp baktığımda. Çünkü hayatımızın her alanında çok ciddi bir yeri var ve insanlar karar vermeye devam ettiği sürece matematiğin ve doğrusal gerçeklerin yanında psikoloji de çok ciddi rol oynayacak.

 

ODTÜ mezunu olmanızın ilk işe girme sürecinde bir avantajı oldu mu?

Mutlaka olmuştur. Her şeyden önce ODTÜ’deki eğitimimiz her şeyden önce problemleri çözme, problemleri anlayıp onları çözecek yolları düşünme sistemimize çok ciddi katkısı var. Dolayısıyla bunların mülakat sürecinde de yardımcı olduğunu düşünüyorum. Bir diğeri ODTÜ Türkiye’deki belki en iyi birkaç üniversiteden biri diyebiliriz. Dolayısıyla markası var. Sadece Türkiye’de değil dünyada da aynı şekilde. O nedenle mutlaka katkısı olduğunu düşünüyorum.

Son olarak sizin gibi başarılı bir kariyere sahip olabilmemiz için bizlere neler yapmamızı tavsiye edersiniz?

 

Birincisi, en önemlisi bence, ben de bunu zamanla gözlemledim tecrübe ettim: Kendinizi tanımak ve anlamak, ne istiyoruz, güçlü yanlarımız neler, zayıf yanlarımız neler. Bunları insanın kendisinden daha iyi kimse bilemez. Kendimizden başka kimse de bunu dürüstçe paylaşamaz. Dolayısıyla kendimizi anlamak ne istediğimizi bilmek çok çok önemli. Her zaman kim olduğumuzu kimliğimizi korumak, bir konuda kendi fikrimizi her ortamda açıkça paylaşabilmek çok önemli. Şunu gözlemledim ki insanlar doğru olduklarını bildikleri, emin oldukları şeyleri çekindikleri için olabilir ortamda çok farklı fikirler olduğu için olabilir söylemeye çekiniyorlar. Ama her zaman emin olun fikriniz çok değerli. Dolayısıyla kendi düşündüğünüz doğruyu her zaman açık bir şekilde ifade edin iş hayatında da akademik hayatta da. Anlamadığınız, mantıklı gelmeyen, doğru olmadığını düşündüğünüz şeylerde fikrinizi paylaşın. Bir diğeri de kendinizi her an her dakika geliştirmek. Çünkü dünya inanın inanılmaz bir hızla değişiyor. Kendimizi güncel tutabilmemiz çok kritik. Dolayısıyla ilgi alanımızda okumak, ilgili blogları, ilgili kişileri takip etmek çok önemli. Artık eğitimin de bir lokasyonu yok. Online eğitimler çok fazla var. İlgi alanımızda kendimizi geliştirmemiz çok kritik. Üçüncü olarak da aslında ilkiyle de bağlantılı, benim edindiğim iş hayatındaki en büyük tecrübe, liderlik ve stratejik düşünme. Bunlar sektör bağımsız, her zaman işimize yarayan bilgiler ve hayatın her alanında olan şeyler. Liderlik derken mutlaka bir takımı yönetmekten bahsetmiyoruz. Bir problemi çözmek için inisiyatif almaktan bahsediyoruz. Bunlar doğuştan gelen şeyler gibi görülüyor ama asla değil. İkisi de öğrenilebilecek yetenekler ve her disiplinde, her alanda hem özel hayatınızda hem akademik hem iş hayatınızda çok işinize  yarayacak konulardır.