Uğur Paköz | Röportaj

Türkiye Petrolleri A.O’da Rezervuar Mühendisi

 Merhaba Uğur Bey, sizi tanıyabilir miyiz? Akademik altyapınız, sektör geçmişiniz nedir?

2006 yılında başladığım ODTÜ Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği bölümünü 2011 yılında bitirdim ve 2 ay içerisinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) bünyesinde Batman Bölge Müdürlüğü’be bağlı Petrol Üretim Sahalarında Üretim Mühendisi olarak çalışmaya başladım. Yaklaşık 2.5 yıl boyunca, dünya literatürüne de geçmiş olan Raman ve Batı Raman gibi ağır petrol sahalarında birçok proje içerisinde aktif olarak çalışarak 2013 yılı sonunda yüksek lisans eğitimine başlamak için

 

istifa ettim. 2014’ün Ocak ayında TPAO bursuyla Amerika’da The Pennsylvania State University Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği bölümünde yüksek lisansa başladım ve 2015 yılı Aralık ayında eğitimimi tamamladım. Eğitimimin son yılında Türk Öğrenci Topluluğu Başkanlığı görevini de yürüttüm. Amerika dönüşünde TPAO merkezinde (Ankara) Ar-Ge merkezinde Rezervuaar Mühendisi ve Petrofizikçi olarak çalışmaya başladım ve halen aynı pozisyonda devam ediyorum. Bununla birlikte 2016 yılında ODTÜ’de aynı bölümde doktora eğitimine başladım ve halen devam ediyorum.  

Yaptığınız yüksek lisans ve doktoranın iş hayatınıza ne gibi katkıları oluyor?

Mühendislikte bilgi ve bu bilginin eyleme dönüştürülerek somut çıktılar üretmesi başarı için en elzem şeyler. Lisans eğitiminde alınan eğitim temel ve geneldir, yüksek lisans ve doktora ile özele inersiniz. Yüksek lisans en temel ifadeyle bana bir konuda detaylı bir araştırmanın nasıl yapılacağını öğretti. Bunun yanında laboratuvarda çalışma ortamının nasıl olduğu, ne tür sorunlarla karşılaşılabileceği ve bunların nasıl çözülebileceğini bizzat tecrübe ettim. Doktora tabii bu tecrübelerin kullanılarak daha kaliteli ve özgün çalışmalar çıkarılması adına atılan bir sonraki adım. Her iki eğitim boyunca edindiğim tecrübeler ve kazanımlar iş hayatında çok daha detaylı ve kritik düşünmemi sağladı.

Şunu da belirtmek isterim ki mühendislik bölümlerinin bir çoğunda yüksek lisans veya doktoraya başlamadan önce meslek tecrübesi edinmekte fayda var. İş hayatında aktif geçen birkaç yıldan sonra eğitim hayatına dönünce alınan dersler ve yapılan çalışmalar kafada çok daha iyi canlanıyor ve öğrenilen bilgi daha somut oluyor. Sonuç olarak yüksek lisans eğitimlerinin çalışma hayatına kesinlikle faydası oluyor, fakat iş tecrübesinin olması da yüksek lisans çalışmalarının daha verimli ve kaliteli yürütülmesini sağlıyor.

 

Rezervuar Mühendisi olarak ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz? Bir iş gününüz nasıl geçiyor?

Rezervuar Mühendisliği alanında laboratuvarda petrol sahalarının geliştirilmesi için ihtiyaç duyulan kayaç ve akışkan özelliklerinin deneysel olarak tespitini yapıyoruz. Günümüz, yapılan deneyin tipine göre şekilleniyor, çünkü bazı deneyler bir günde tamamlanıp raporlanırken bazıları altı ay sürebiliyor. Laboratuvarların bulunduğu bir AR-GE merkezinde çalışmanın en güzel yanı, ofis çalışmalarının yanında projelerde sahada da aktif görev içerisinde olmanız. Bazı durumlarda petrol sahalarındaki operasyonlara da bizzat biz katılıyoruz. Açıkçası fiziksel olarak şartlar biraz zor olsa da sahadaki operasyonlar işin en zevkli kısmı. 

 

Bu sektörde çalışmaya nasıl karar verdiniz? Sahip olduğunuz hangi özellikler bu seçimde etkili oldu?

Bir gün babam elinde bir gazete ile eve geldi manşette “Petrol mühendisleri 6000 dolar ile işe başlıyor, fakat petrol mühendisi bulunamıyor” yazıyor. Tam o zamanki adı ile ÖSS’ye girdiğim ve tercih yapacağım yılın yazında oluyor bu olay. Araştırdık bölümü ve bana çok fantastik geldi. 2006 yılında sadece ODTÜ ve İTÜ’de vardı bölüm. Yüksek maaş beklentisinden ziyade, kimsenin bilmediği ve çok önemli görünen bir bölüm olması tercihimde etkili oldu.

Herhangi bir alanda mühendis olmak istiyorsanız, analitik düşünme kabiliyetinizin yüksek olması ve gerektiğinde çok zorlu şartlarda çalışma isteğinizin de olması lazım. Bu bölümü bitirince ömrümün bir kısmının Batman’ın, Diyarbakır’ın, Siirt’in dağlarında geçeceğini biliyordum ve bu durum sabit bir ofiste çalışmaktan çok daha çekici geldi.

 

Türkiye’nin yenilikçi enerji kaynakları konusundaki çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?

Ülke olarak petrol ve doğalgaz konusunda büyük ölçüde dışa bağımlıyız. Doğalgazda tüketimin yaklaşık %98-%99’u ithal. Petrolde bu oran %85-%90 civarında. Ham petrolün varil fiyatlarının yüksek olduğu dönemlerde bu durum çok ciddi cari açıklara sebep oluyor. Bu durum Türkiye’yi alternatif kaynaklara yönelmeye mecbur bırakıyor. Son yıllarda özellikle jeotermal enerji, güneş ve rüzgar enerjisi konularında çok ciddi atılımlar var. Özellikle jeotermal enerjide Türkiye dünyanın önde gelen ülkelerinden biri konumuna geldi. Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği bölümündeki akademisyenlerin neredeyse tamamı jeotermal enerjiye yöneldi. Güneş ve rüzgar her ne kadar çok ideal gibi görünse de çok yüksek maliyetlere sahip, dolayısıyla ham petrolün varil fiyatlarının çok düşük olduğu şu günlerde popülerliğini kaybediyor.

Tabii işin bir de biyoyakıt boyutu var. Maalesef, ülke olarak çöplerimizi hala verimli kullanamadığımız ortada. Enerji bağımlısı bir ülke olduğumuzu dikkate alırsak, belki de birinci önceliğimizin geri dönüşüm olması gerektiğini söyleyebiliriz. Etkili bir geri dönüşüm sistemi kurmamız ve çöplerimizden de enerji üretmemiz elzem.

Sorunun özüne dönecek olursak, Türkiye’nin bu konulardaki çalışmalarını yeterli fakat geliştirilip ilerletilebilir buluyorum. Ancak hala yenilenebilir, yenilikçi ya da yeni nesil enerjiler petrol ve doğalgaza alternatif olmanın çok uzağında. Petrolün kimya, kozmetik gibi alanlarda da neredeyse alternatifsiz tek seçenek olması, bu düşünceyi maalesef destekler nitelikte.

 

Ülkemizde bu sektörde çalışma alanları ve iş bulma olanakları ne durumdadır? Yeni mezun olan mühendisler yurt dışına yönelmeli midir?

Petrol sektörünün iş imkanları tamamen petrolün o anki fiyatına bağlı. 2011 yılında işe girdiğimde ham petrolün varil fiyatı 110 dolar civarında iken, şu anda sadece 35 dolar. Bu da şirketlerin gelirlerini ciddi ölçüde düşürdüğü için birçok şirket batma noktasına geldi. Türkiye özelinde konuşacak olursak, ODTÜ ve İTÜ mezunları iş bulma konusunda genellikle sorun yaşamıyorlar. TPAO’nun yanı sıra, TPAO’nun alt kuruluşları TPIC, OTC gibi firmalar ve Perenco, TransAtlantic, Alaaddin Middle East, Güney Yıldızı ve Valeura gibi birçok yerli ve yabancı firma Türkiye içerisinde faaliyetlerde bulunuyor.

Mezun olur olmaz yurt dışında iş bulmak biraz zor fakat kesinlikle tavsiye ederim. ODTÜ’den mezun olur olmaz Amerika’da yüksek lisans ya da doktora yapmak daha mantıklı ve mümkün. Bizim alanda Amerika’da üniversiteler sektörde hakim ve en iyi durumdalar ve bu üniversiteler ciddi miktarda asistan işe alıyorlar. Fakat bu noktada üniversitemize şöyle bir eleştiri getirebilirim. Örneğin, Texas A&M’e asistan olarak başvuracaksınız diyelim ve ODTÜ’den iyi sayılabilecek bir ortalama ile 3.4 ile mezun oldunuz. Rakipleriniz sadece aynı kalitede öğrencilerin ODTÜ’den çok daha yüksek ortalamalarla mezun olan İTÜlüler değil, 4.0 ile mezun olan Hintliler, Çinliler. Durum böyle olunca her ne kadar Amerika’daki hocalar genel olarak Türklerden çok memnun da kalsalar, Türkleri kabul edemiyorlar. ODTÜ’nün eğitiminin zor olması kendimizi zorlayıp geliştirebilmemiz için tabii ki de çok faydalı, fakat ortalama konusunda sanki biraz daha cömert davranılması hem daha adil olur hem de küresel rekabette biz ODTÜlülerin önünü açar diye düşünüyorum.

 

ODTÜ’den mezun olmanın size en büyük faydası ne oldu?

ODTÜ’nün eğitim kalitesinin tecrübeli bilgili ve yetkin akademisyenler ve rekabetçi eğitim ortamından dolayı çok iyi olmasının yanı sıra, harika bir kampüse sahip olması bizleri sosyal anlamda da geliştiriyor. Hatta kampüsün içindeki ODTÜ ve ODTÜlülük kültürü, eğitimin verimini ciddi anlamda artıran bir etken de olabilir.

Bu farkı iş hayatında çok bariz bir şekilde gördüm. Çok az istisnaları olsa da teknik bir toplantıda bir mühendisin yorumlarında ODTÜlü olup olmadığını az çok anlayabiliyorsunuz.

ODTÜ sadece Türkiye’de değil yurt dışında özellikle akademi dünyasında da biliniyor gözlemlediğim kadarıyla. Yüksek lisansta Venezuelalı bir hocanın dersinde projede birinci olunca aslında kötü bir öğrenci olmadığımı, lisans ortalamamın neden 2.89 olduğunu sormuştu. Tam ODTÜ’yü ve not ortalamasının genelde düşük olduğunu anlatacaktım ki, ODTÜ der demez ODTÜ’yü bildiğini ve ortalamamın düşük olmasının normal olduğunu söylemişti. Bununla birlikte şu anda Amerika’da Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinde dünyada ilk 5’te olan üniversitelerin tamamında ODTÜ mezunu hocalarımız var. Benim eğitimim boyunca bölümümüzün ilk mezunlarından Turgay Ertekin bölüm başkanıydı. ODTÜlülerin yurt dışında güzel konumlarda bu kadar etkin olması da bizler için bir avantaj.

 

Dünyadaki petrol kaynaklarının hızlıca tükenmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Gelecekte bu sektörü neler bekliyor? 

 

Petrol kaynaklarının hızlıca tükenmesi kavramı doğru değil aslında. 2010 yılı ve sonrasında özellikle Amerika’da yaygınlaşan hidrolik çatlatma tekniği sayesinde normal şartlar altında üretilemeyecek olan devasa miktardaki petrol ve doğalgazı da dünya rezervlerine ve üretimine eklemiş olduk. Tabii her yıl denizde ve karada geleneksel ve geleneksel olmayan (“unconventional”) petrol ve doğalgaz keşiflerine de değinmek lazım. Arz konusunda bırakın azalmayı artış var.

Bir kaynağın bitip bitmemesi konusunda arz kadar talebin de etkisi var. Yenilenebilir enerji kaynakları yavaş yavaş da olsa sektördeki payını artırıyor. Enerji verimliliği, yine çok yavaş da olsa artıyor. Türkiye gibi ülkeler yakın gelecekte elektriğini doğalgaz değil nükleer enerjiden üretmeyi planlıyor. Bütün bunlar petrol ve doğalgaza olan talebi azaltan etkenler. Diğer taraftan dünyanın artan nüfusu talebi artırmakta. Genel olarak bakıldığında petrol kaynaklarının tükenmesi yakın gelecekte mümkün değil.

Dünyada kontrolsüz bir nüfus artışı olup enerji verimliliğinin artırılmadığı, alternatif yenilenebilir enerji kaynaklarının hiç üretilmediği bir senaryoda bile petrol kaynaklarının tükenmesi ekonomik olarak imkansız. Bu en kötü senaryoda dahi arz talep dengesinde talep çok artacağından fiyatlar da artacak ve düşük gelirli kesim petrole erişemeyeceği için tüketim azalıp tekrar denge sağlanacaktır.

Petrol sadece yakıt değil birçok sektörde kullanılan kritik bir ham madde  olduğundan üretim teknolojileri de sürekli gelişiyor. Normal şartlarda rezervuarda olup üretemediğimiz petrolü de günbegün üretme yolunda ilerliyoruz. Bilimin ve mühendisliğin her alanı gibi petrol sektörü de gelecekte gelişmeye devam edecektir.

Öğrencilerle iş hayatına başlamadan önce neler yapmalarını tavisye edersiniz?

İş hayatında şunu net bir şekilde gözlemleyebiliyorsunuz: teknik anlamda kendinize ne kadar fazla şey katmışsanız, profesyonel hayatınızda o kadar başarılı oluyorsunuz. Bölümle ilgili dersler hayati öneme sahip. Tabii ki dersler pratiğe dönmeyince çok soyut kalıyor. Bu noktada da stajlar devreye giriyor.

İlk tavsiyem 4 yıllık eğitimi her anlamda dolu dolu geçirmek. Derslerin yanında, ikinci bir yabancı dil öğrenmek ve en önemlisi birkaç bilgisayar programı dili öğrenmek çok önemli. Gelecek tamamen IT geleceği. Alan fark etmeksizin, 2020’de kodlama ve program dili bilmemek, 2000’lerde Excel bilmemekle aynı. Çağın gerisinde kalmamak ve işleri hızlandırmak adına bu şart.

ODTÜ’de mühendisliklerde 2 yaz stajı şartı var ama bu 3 ya da 4 farklı staj yapmaya ve/veya farklı üniversitelerin yaz okullarına, çalışma gruplarına katılmaya engel değil. Ne kadar çok staj yapılır ve farklı iş ortamlarında bulunulursa, mezuniyetten sonra iş hayatına o kadar kolay adapte olunur ve başarılı olunur. Staj ya da seyahat amaçlı birkaç kez yurt dışına çıkmak da hem dilin hem de vizyonun gelişmesi anlamında kişiye çok katkıda bulunabilir.

Bu teknik detayların yanı sıra, en az bir tane sosyal aktivite ya da tutkuyla devam ettirilecek bir spor aktivitesi şart. Topluluklar konusunda ODTÜ çok zengin. Mümkünse iş hayatında da devam ettirilebilecek bir hobi kazanmak, mezuniyet sonrasındaki iş hayatı için çok faydalı olabilir.